|
AÇIK HAVA MÜZESİ SİVAS
Yazılı tarihi milattan önce 2000 yılı başlarında Hititler dönemine dayanan Sivas,
birçok medeniyetin izlerini barındıran bir açık hava müzesi konumundadır.
Sivas tarihinin çeşitli dönemlerinde muhtelif
devletlere başkentlik yapması en önemli ticari ve kültürel hüviyete sahipliği ile,
her dönemde yapılan sayısız eserlerle doludur. Bunlardan bazıları zamanımıza kadar
gelmemiştir. Bazıları hala insanı karşısında hayran bırakacak bir güzellikle ayakta
durmaktadır. Selçuklular döneminde kültürel hayatın canlılığı nedeniyle, medreseler,
camiiler, türbeler ticari hayatın hareketliliğinden dolayı han, kervansaray ve imaretler
Osmanlıların son dönemlerinde ise bayındırlık hizmetlerinin yoğunluğu ile dikkat
çekicidir. Bu eserler sanat açısından birer şaheserdir. Bir nevi Sivas, tarihi eserler
yününden açık hava sanat galerisi görünümündedir.
Tek tek incelendiğinde taşların
hamur gibi yoğrulduğu, inançla beslenen ruh güzelliğinin zarif parmaklarla birer
abide kurmak üzere nakşedildiği görülmektedir.Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar
devrinde kurulan tedavi kurumları; kötürüm, kimsesiz, terkedilmiş, çocuklara, yaşlılara
ve her türlü hastalara yardım elini uzatmış ve bunların yaşamlarını sürdürecek ihtiyaçları
gidermeye çalışmışlardır.
Şüphesiz bu kuruluşlar özellikle Selçuklular döneminde zamanın en mükemmel tıp eğitim
merkezleri olup, aynı zamanda hasta bakımı ve tedavisini yapıyorlardı. Osmanlı Türklerine
intikal eden bu kuruluşlar önemle korunmuş bir çok Anadolu kentinde Şifa medreseleri
kurulmuştur.Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin
Keykavus tarafından 1217 yılında inşa ettirildiği yazmaktadır.
Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin
ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık,
iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. Bu eserler sanat açısından birer şaheserdir.
Bir nevi Sivas, tarihi eserler yününden açık hava sanat galerisi görünümündedir.
Tek tek incelendiğinde taşların hamur gibi yoğrulduğu, inançla beslenen ruh güzelliğinin
zarif parmaklarla birer abide kurmak üzere nakşedildiği görülmektedir.Anadolu Selçukluları
ve Osmanlılar devrinde kurulan tedavi kurumları; kötürüm, kimsesiz, terkedilmiş,
çocuklara, yaşlılara ve her türlü hastalara yardım elini uzatmış ve bunların yaşamlarını
sürdürecek ihtiyaçları gidermeye çalışmışlardır.
Şüphesiz bu kuruluşlar özellikle Selçuklular döneminde zamanın en mükemmel
tıp eğitim merkezleri olup, aynı zamanda hasta bakımı ve tedavisini yapıyorlardı.
Osmanlı Türklerine intikal eden bu kuruluşlar önemle korunmuş birçok Anadolu kentinde
Şifa medreseleri kurulmuştur.
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin
Keykavus tarafından 1217 yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu
tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde
olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir.
Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin
dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır. 1220 tarihli en eski vakfiyeye
de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren
Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir. Şifahanede göz,
dahiliye, cilt ve ruh hastalıkları tedavi ediliyordu. Aynı zamanda medrese olarak
da hekim yetiştiriliyordu. Darüşşifa'nın güney eyvanı I.İzzettin Keykavus'a
türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen
tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.1220 yılında
vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki
mezar sandukası daha yer almaktadır.
Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin
çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar,
mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.
Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta
yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede şu yazıt dikkat çekicidir; Sağlık
hizmetlerinin modern anlamda bir devlet görevi olarak ele alınmasının temeli Türkiye
Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin kuruluşu ile atılmıştır. Türk toplumunun yüksek
düzeyde, sağlıklı bir yaşantı içinde bulunmasının önemi ve değeri taktir edilmekte,
memlekette tüm sağlık hizmetlerinin yürütülmesi görevi; Milli Mücadelenin başlangıcında
Ankara'da kurulan ilk Milli Hükümet bünyesinde 2 Mayıs 1920 tarihinde 3.sayılı kanunda
yer alan "SIHHİYE VE MUAVENET'İ İÇTİMAİYE VEKALETİNE " (Sağlık Bakanlığı'na) verilmiştir.
1923 yılına kadar zamanın koşulları içinde yürütülen hizmetleri 29 Ekim 1923'de
Cumhuriyet kurulduktan sonra planlı ve programlı bir çalışmaya girmiş, buna bağlı
olarak 1930 yılında çıkarılan Umumi Hıfzısıhha kanunu ve 1936 yılında çıkarılan
3017 sayılı "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Teşkilat ve Memur iyen Kanunu" ve
sonraki yıllarda günün ve hizmetin koşullarına göre bu kanuna ek olarak çıkarılan
kanunlarla merkez ve taşra örgütünü geliştirecek bugünkü örgüt ve yönetim şeklini
almıştır (Sağlık Hizmetlerinde 50 yıl). Şüphesiz ki ilimizdeki sağlık teşkilatının
seyrini gerek Osmanlılar, gerekse Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri dönemlerindeki
seyrinden soyutlamak mümkün değildir. İlimizdeki sağlık teşkilatının sunulmuş şekli
olan, tedavi edici ve koruyucu hekimlik bölümlerini hem Osmanlı dönemi, hem de T.C.
Hükümetleri dönemlerinde olmak üzere iki aşamada incelemek konunun daha iyi anlaşılmasını
sağlayacaktır.

Osmanlıların son dönemlerinde vakıf, dernek, yerel kuruluşlar ve
azınlıklara bağlı hastaneler tarafından yönetilen ilimizdeki sağlık hizmetleri T.C.
Hükümeti kurulduktan sonra ve 1930 yılında çıkarılan Umumi Hıfzısıhha Kanununa göre
ilimizde de bu yıllarda bir sağlık müdürlüğü kurulmuştur. Koruyucu ve tedavi edici
sağlık hizmetleri tek elde toplanarak bu yapılan araştırmalara rağmen; İlimizdeki
sağlık hizmetlerini organize bir şekilde yürütecek sağlık müdürlüğü teşkilatının
ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge bulunamamıştır.

Ancak Hasan TAHSİN Bey’in 1931 yılında yazdığı "Sivas
Vilayeti Sıhhi İçtimai Coğrafyası" adlı kitapta ilimizde bir sağlık müdürlüğü teşkilatının
bulunduğu ve bu teşkilatın müdürünün ise kitabın yazarı Dr. Hasan TAHSİN Bey olduğu
anlaşılmaktadır. Yine aynı eserde Hükümet Konağının yanında (şimdiki Adliye Binasının
yerinde) Türk tarzı mimarisinde ve iki kat üzerine inşa edilmiştir. 1968 yılında
bu binanın yıkım kararının alınması ile aynı yıl Numune Hastanesi bahçesi içerinde
yer alan Sivas Sağlık Meslek Lisesinin bir bölümüne taşınmıştır. Daha sonra aynı
bahçe içerisinde yapılan Doğum ve Çocuk Bakım Hastanesinin Çocuk bölümü Sağlık Müdürlüğü
olarak alınmış ve 1972 yılında bu binaya taşınmıştır. Teşkilatın genişlemesi ve
istihdam edilen personel sayısının artması nedeniyle bu binada yetersiz duruma gelmiş
ve yeni bir binaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle Bezirci Mahallesi mevkiinde eski
Numune ve Verem Hastanesi olarak kullanılan taş binanın yanına 3 katlı yeni ve modern
bir sağlık müdürlüğü binası yaptırılarak 23 Kasım 1993 tarihinde bu binaya taşınmıştır.
Müdürlüğümüz 2004 Yılı sonunda eski Atatürk Sağlık Meslek Lisesi Binasının bakım
onarımı tamamlanarak taşınmış olup
halen aynı binada hizmet vermektedir.

|